15 Haziran 2026 - 18:44
İslamabad Mutabakatı: 60 günlük sürede neler bekleniyor?

İran ile ABD arasında varılan ve “İslamabad Mutabakatı” olarak anılan metnin anlamı ve sınırlarına ilişkin analistler tarafından kapsamlı değerlendirmeler yapılıyor. Kaynakların belirttiğine göre, mutabakatın en temel işlevi, ABD’nin 9 Mart 2026’da başlattığı savaştaki hedeflerine ulaşamadığını dolaylı olarak kabul etmesi olarak görülüyor. Bununla birlikte, mutabakatın ne düşmanlıkları bitirdiği ne de şehitlerin kanının hesabının sorulmasından vazgeçildiği anlamına geldiği vurgulanıyor.

Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: “İslamabad Mutabakatı” olarak adlandırılan İran-ABD mutabakatının anlamı ve kapsamı, siyasi çevrelerde yoğun biçimde tartışılmaya devam ediyor. Gözlemciler, bu belgeyi “Washington’un Ramazan Savaşı’ndaki resmî yenilgi manifestosu” olarak nitelendiriyor. Ancak aynı kaynaklar, savaşın bitmediğini, aksine mücadelenin farklı bir evreye girdiğini de hatırlatıyor.

Mutabakatın Anlamı ve Sınırlarına Dair 5 Temel Başlık

1. Resmî Yenilgi Bildirisi mi?

Kaynakların aktardığına göre, mutabakatın belki de en önemli maddesi, “Lübnan dâhil tüm cephelerde acil ve kalıcı ateşkes” şartını içeriyor. Analistler, bu maddenin tek başına ABD ve İsrail’in gelecekte asla saldırmayacağı anlamına gelmediğini belirtiyor. Zira tarafların geçmişine bakıldığında, böyle bir taahhüdün hukuken bağlayıcı olmayabileceği ifade ediliyor.

Ancak değerlendirmelere göre, asıl kritik nokta şu: Washington’ın “savaşı sona erdirdiğini” ilan etmesi, Tahran’a karşı başlattığı savaşta hedeflerine ulaşamadığını dolaylı olarak kabul etmesi anlamına geliyor. Bu çerçevede, mutabakatın “resmî bir yenilgi bildirisi” olarak okunduğu vurgulanıyor. Uzmanlar, bundan sonra savaşı engelleyecek tek şeyin İran’ın caydırıcı gücü ve düşmanın savaş yoluyla hedeflerine ulaşamayacağına dair yaşadığı hayal kırıklığı olduğunu belirtiyor.

2. Nükleer Dosya: Henüz Taviz Yok, 60 Günlük Zorlu Süreç

Mutabakat metninde nükleer konulara ilişkin herhangi bir ayrıntıya yer verilmediği, bu dosyanın gelecekteki müzakerelere bırakıldığı ifade ediliyor. Kaynakların aktardığına göre, İran müzakere heyeti “mevcut mutabakatta nükleer konuda nakit bir taahhüt vermediklerini” açıklamış durumda.

Analistler, ABD’nin savaşı başlatırken en önemli hedeflerinden birinin, müzakere masasında elde edemediklerini savaş meydanında kazanmak olduğunu hatırlatıyor. Bu hedefin, İran’ın nükleer tesislerini yok etmek ve zenginleştirilmiş uranyumu ülke dışına çıkarmak olduğu belirtiliyor. Nükleer meselenin ikinci bir anlaşmaya ertelenmesi, en azından şimdilik, ABD’nin bu alandaki savaş hedeflerinin başarısızlığa uğradığının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Gözlemciler, gelecekteki müzakerelere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.

3. Mutabakat Düşmanlıkları Bitiriyor mu? İntikam Meselesi

Analistler, mutabakatın ABD’nin İran’a yönelik düşmanlığını sona erdirmediği gibi, İran’ın düşmanlarıyla mücadelesini bırakacağı anlamına da gelmediğini kaydediyor. Bu belgenin, yalnızca ABD’nin savaş alanındaki yenilgisini tescillediği ifade ediliyor.

Kaynaklar, mutabakatın şehitlerin, özellikle de Şehitlerin İmamı’nın (Şehit Lider) kanının intikamının alınması anlamına gelmediğini, ancak bunun intikamın artık mümkün olmadığı anlamına da gelmediğini vurguluyor. İntikamın nasıl alınacağına ilişkin ayrıntıların şimdiden konuşulamayacağı belirtiliyor. Ancak İslam ümmetinin, İran milletinin ve yetkililerinin ABD’yi bölgeden çıkarmaktan vazgeçmeyeceği, ABD ve İsrail’in işledikleri cinayetlerin bedelini ödemek zorunda olduğu ifade ediliyor.

4. Ekonomi ve Yaptırımlar: “Romantik Bir Politika Değil”

Uzmanlar, mutabakatın ABD’nin tüm yaptırımlarını kaldırdığı ve İran ekonomisini birdenbire refaha kavuşturacağı yönündeki beklentilerin gerçekçi olmadığını belirtiyor. Kaynakların aktardığına göre, İran’ın temel stratejisi her zaman “yaptırımları etkisiz kılmak” olmuştur. ABD’ye umut bağlayarak ekonomiyi canlandırma fikri, “romantik bir politika” olarak nitelendiriliyor.

Bu aşamada ABD’nin, nihai bir anlaşmaya varılması için yapılacak müzakereler süresince İran’ın petrol yaptırımlarını “waiver” (geçici muafiyet) kapsamında askıya alacağı yönünde taahhütte bulunduğu ifade ediliyor. Nihai bir anlaşma sağlanırsa, yaptırımların tamamen kaldırılacağı belirtiliyor. Ancak analistler, ABD’nin yaptırımları sadece mantık yürütme ve diyalog yoluyla kaldırmayacağını, çünkü bu araçtan sürekli baskı için yararlanmayı planladığını hatırlatıyor. ABD’nin yaptırımları tamamen kaldırması için, bu yaptırımların baskı aracı olmaktan çıktığına dair tamamen umudunu kesmesi gerektiği vurgulanıyor.

5. Yenilgi mi, Sömürge mi? Hürmüz Boğazı ve Yorum Savaşı

Mutabakatın, İran’ın ideal hedeflerinden uzak olduğu kabul edilmekle birlikte, bunun bir “İran yenilgisi” olduğu iddialarının gerçekçi bulunmadığı belirtiliyor. “Sömürge” benzetmelerinin ise hiçbir temeli olmadığı ifade ediliyor.

ABD’nin gelecekte Hürmüz Boğazı üzerindeki İran egemenliğine müdahale etmek ve İran’ın buradan gelir elde etmesini engellemek isteyebileceği yönündeki tahminlerin gerçekçi olduğu kaydediliyor. Ancak kaynaklar, İran’ın egemenliğini Hürmüz Boğazı’na devrettiği iddialarının kesinlikle doğru olmadığını vurguluyor. Analistlere göre, asıl kritik mesele mutabakatın uygulanması ve maddelerin yorumlanması. İran’ın kendi yorumunu güçlü bir şekilde uygulaması, kararlı ve güçlü bir uygulama ile ulusal çıkarlarını garanti altına alması gerektiği belirtiliyor. İran’ın ABD’nin “saçma yorumlarına” kulak vermesi halinde büyük kazanımlarını kaybedebileceği ve bunun tehlikeli olabileceği ifade ediliyor.

Zaman Yönetimi: En Kritik Formül

Gözlemciler, şu anki durumda “zamanın bir numaralı oyuncu” olduğunu vurguluyor. Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının ABD ve müttefikleri üzerinde ciddi bir ekonomik baskı oluşturduğu ve bunun İran için bir güç kaldıracına dönüştüğü belirtiliyor.

ABD’nin, mutabakat uygulandığında, zamanı kendi lehine yönetmeye çalışacağı bir senaryo olarak değerlendiriliyor. Analistler, Washington’ın, Hürmüz ablukasının baskısını kendi üzerinden kaldırıp bu baskıyı İran üzerinde tutacak şekilde zamanı ayarlaması ve ardından daha rahat bir şekilde savaşa geri dönmesi ihtimaline dikkat çekiyor. Böyle bir durumda zamanın İran aleyhine işleyebileceği ifade ediliyor.

Buna karşılık, eğer İran Hürmüz Boğazı’nın açılış şeklini iyi yönetebilir, dondurulmuş varlıkların acilen serbest bırakılmasını sağlayabilir, petrol yaptırımlarının geçici olarak kaldırılmasından (waiver) daha iyi ve daha fazla faydalanabilir ve deniz ablukasının kaldırılmasını hayata geçirebilirse, kendisini önceden daha da güçlendirmiş olacağı kaydediliyor. Bu durumda, İran’ın zamanı yönetme gücünden çok daha fazla yararlanabileceği belirtiliyor.

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha